Sanat, insanlığı geleceğe taşır.
Sanatçı da bu misyonu, yaratıcılık
ve hayal gücüne bağlı olarak
yerine getiren kişidir. 


Nisan
, 2018
Arif Ziya TUNÇ

OTOBİYOGRAFİ

1970’ li yıllardan günümüze, bir yaşam serüveni…
Sanat ve tasarımla dolu bir başarı hikayesi...


Yıl 1970… Yaşım henüz onyedi...

Manisa-Gördes İlçesi, Köseler Köyü İlkokulu öğretmeniyim.
Mola vermiş yaşlı bir köylüyle konuşuyorum...


Yine aynı köyde...

Bu kez tüm öğrencilerimle birlikteyim.
Çoğuyla aramızda 3 veya 4 yaş fark var...

KÖSELER KÖYÜ

Çocuk denilebilecek yaşta, meslek yaşamıma Gördes ilçesine bağlı Köseler köyünde başladım. Sadece bir sene çalıştığım bu köyde çok güzel anılarım oldu... Hani derler ya, "çarıklı erkan-ı harp".. İşte köyümde onlardan pek çok vardı. Onların tuzaklarına ne kadar da çok düşmüştüm... Hatırladıkça hala çok gülerim, onlara... Örneğin; bir kaç metreden, çifteyle vuramadığım, muhtarın ceketi öyküsü..... Bir de göreve başladıktan bir haft sonra, ilçeye gitmek için sabah 5' te, köylüleri beklemeden yola çıkıp, kayboluşum ve saatler sonra, şoseye vardığımı zannederken, birden karşımda köyün görünüvermesi ve böylece saatlerce boşu boşuna yürümüş olmam... En gülünç yanı da, o saatte lojman kapısına gelen köylülere kaybolduğumu hissettirmemek için gösterdiğim çabaydı!..

Kaymakamın köye gelişi, okulun badana ve boyasını yapmak için gerekli malzemeleri ellerimle o dağ köyüne taşımak zorunda kalışım, 23 Nisan bayramını kutlayışımız, öğrencilerimle yamaçlardaki toplu müzik derslerimiz, köylülerle birlikte şoseye dek yol yapışımız ve ana yola köyümüzün adı yazılı olan tabelayı asarken duyduğumuz o sevinç ve heyecan nasıl anlatılabilir ki...

...

İMROZ (GÖKÇEADA) İLKÖĞRETMEN OKULU

...

FOTOĞRAFÇILIĞA BAŞLIYORUM

1960. Türk siyaset tarihi için önemli bir yıl… Ülke çalkantılı bir dönem geçiriyor. O dönemde babam Manisa’ da yedek subay asker. Evde annemle babamın konuşmalarını anımsıyorum… İnsanın kendini içinde bulunduğu toplumdan dışlaması mümkün değil. Bunu o günlerden öğrenmeğe başlıyorum. Bunun yanında beni yaşama hazırlayan bir başka etken de babamın fotoğrafçılığı. Köy enstitüsü mezunu olan babamın öğrencilik yıllarındaki fotoğraf merakı, askerliği süresince de devam edince, ben de fotoğrafla ve karanlık odayla tanışma şansı buluyorum. Babam kışlada çektiği filmleri, evde kısıtlı olanaklarla hazırlamış olduğu karanlık odada yıkar, kalın kağıttan yapılma, kırmızı renkli film arkalıklarını da dışarıya oynamam için koyardı.Bu arkalıklar üzerindeki siyah renkli rakam dizileri ve anlamını bilemediğim bir takım semboller ilgimi çekerdi. Yedi yaşındaydım. Karanlık odada yıkanmış(!) bu kağıt arkalıkların neden kuru olduklarını anlayamaz, çok şaşırır ve babamın sihirbaz olduğunu düşünürdüm. O kağıtları elimde sarıp, sonra içinden tutup çekerek elde ettiğim sopalarla oynamak, siyah ince makaraları arabalara dönüştürmek çok hoşuma giderdi. Dolayısıyla fotoğrafla ilgilenmem de oyunla başlamış oldu. Fotoğrafçılığın kimyasıyla tanışmam da yine o yıllara rastlar. Makaraların ya da kağıt arkalıkların gümüş nitrat kokuları hala hatırımdadır. Karanlık odada tab edilen fotoğraf kağıdı üzerindeki görüntünün yavaş yavaş ortaya çıkışı, içi su dolu kaplarda bekletilişi ve kurumaları için camlara yapıştırılması ne heyecan verici bir olaydı! Hele ertesi gün kuruyan fotoğrafların çıtır çıtır sesler çıkararak kendilerini camdan aşağıya atmaları, onları küçük ellerimle toplayışım ve babama verişim. Henüz yedi yaşındayken, çok da farkında olmadan bir fotoğrafın gerçekleşme sürecine, başından sonuna dek tanık olmam, ben de fotoğraf sevgisinin oluşmasını sağladı.

Gördüğüm ilk makine. Babamın ellerinde hayranlıkla izlediğim o, İngiliz malı,1955 yapımı, 6X9’ luk körüklü fotoğraf makinesi. Deklanşör düzeneğinin kurulması ve basıldığında duyulan “klik !” sesi, kulağa ne kadar çekici gelirdi. Aradan 45 yıl geçmiş ve hala “ Bırakın çalışayım!” diyor. Tabii o günlerde sadece fotoğraf çekiyordu. Şimdiyse her elime aldığımda, gerçek bir zaman makinesine dönüşen büyülü bir kutu.

Babamın fotoğrafçılığı uzun yıllar devam etti. Ben de onun sayesinde; filmler, eczalar, baskılar… derken fotoğraf tutkunu birine dönüştüm. Ondan öğrendiğim pratik bilgileri, Gazi Eğitim Enstitüsü’ nde aldığım fotoğraf dersleri tamamladı.

Babamın bana kazandırdığı beceriler burada sanatsal kaygılarla birleşerek fotoğrafa daha farklı yaklaşmama neden oldu.

Fotoğrafla hiçbir zaman ayrılmadık. Beraberliğimiz hala devam ediyor. Hala bütçemin ve zamanımın büyük bir bölümünü fotoğraf makinelerine, aksesuarlara ve baskılara ayırıyorum. Bunun karşılığı ne mi kazanıyorum? Sadece, içimde duyumsadığım, tanımlanması olanaksız bir haz duygusu ve bu duyguyu; fotoğrafı karşılıksız sevenler çok iyi bilirler.

...

İLKOKULA BAŞLIYORUM

...

ASKERLİK

...

TÜRKİYE' DE BÜROKRASİ - ZAMAN VE DEĞER KAVRAMI ÜZERİNE BİR ANI

Türkiye güzel ülke. Yaşanacak en güzel topraklar. İklimi, güneşi, insanları… Ama kaçımız bunun farkındayız. İnsanca yaşamak için sadece doğanın sundukları yeterli mi? Bizlere de görev düşmez mi?.. Hastaneler, vergi daireleri, tapu daireleri, trafik işlemleri. Buralara işimiz düşmeye görsün. Bir onay ya da küçük bir belge için günlerce kapı kapı dolaşırız da yine bitiremeyiz işlemlerimizi. Böyle olunca da canımızdan bezmez miyiz? Bizleri devlet kapılarında, ellerimizde bir tomar kağıtla kapı kapı dolaştıranlar, bir türlü tamamlanmayan imzalar, onaylar, fotokopiler, seçtiğimiz ya da seçtiğimizi sandığımız yöneticilerimiz, sistem ve onun aracı bürokrasi ve ceplerimize giren eller değil mi? Çağdaşlığın göstergesi olan pek çok değer ve uygulamalar hala uzak bizlere. Sonuçta da zaman, emek, iş, görev bir anlam taşımamaya başlıyor. Oysa, örneğin "zaman". Günümüzde zamanın ne denli önemli bir değer olduğunu hepimiz kabul etmez miyiz? İnanılmaz ama, etmeyenler! var.

Yıllar önce bir motosiklet almıştım. Bilmeyebilirsiniz tabii. Motosikletlerin araç muayenelerinin (vize işlemlerinin) her sene yapılması gerekiyor. (Otomobiller de ise iki yil) Normal degil mi? Çünkü iki tekerlekli ve kolay yipraniyor. Ama vize islemlerinin maliyeti otomobil fiyatlariyla (örnegin mersedes ile) ayni. Bu haksizlik degil mi? Motosiklet vize islemleri , devletin zarar etmeyecegi! en az seviyeye indirilemez mi? Böylece ülkedeki çogu motosikletin kayda girmesi ve vergiye baglanmasi saglanmis olmaz mi? Gidemedik ama isitip, TV. ekranlarında görüyoruz. Çogu Avrupa ülkesinde motosiklet kullanimi (Italya' da oldugu gibi) özellikle tesvik ediliyor. Ve gerçekten motosiklet kullaniminin o denli kazanimi var ki.. Ama bizde tam tersi uygulamalar yapiliyor. Insanlar canlarindan bezdiriliyor.

Geçenlerde vize için araç muayene istasyonuna gittim. Görevli kisi ruhsat belgesinin doldugunu ve degismesi gerektigini söyledi. Kolay degil mi? Küçücük bir kagit parçasi degisecek. Isim hemen orda bitecek... Olur mu? Cebinizden bir sürü para, is gününüzden onca zaman almadan, sizi dogdugunuza pisman etmeden birakirlar mi?

Vespa motosikletimin vize zamani gelmisti. Vizeye gitmeden önce de motorun genel bir bakimini yaptirmak, yikamak, gerekli yerleri yaglamak, ben de aliskanlik haline gelmisti. Yine öyle yaptim.. Motorumu bakima verdim. Yagi ve bujisi degisti. Yakit gösterge ibresi tamir oldu... Lastik havalari ayarlandi....Sira vergi dairesine ugrayip "Borcu Yoktur" kagidi almaya geldi. Ve ertesi gün.... Vergi dairesine gittim.

Birinci gün...Memurun karsisinda, güler yüzlü bir sekilde "Borcu Yoktur" kagidini vermesini bekliyorum. Ama öyle olmadi. "Beyefendi, Borcunuz var!" deyince önce inanamadim. Ama bayan çok ciddiydi ve saka yapacak bir ortam da yoktu haliyle. 7 senedir ilk kez oluyor.. Borçluyum!. Saskinlikla "Nasil?" diye soruyorum... Ve geçen seneden beri devletin artik motosikletlerden de yillik vergi almaya basladigini ögreniyorum. Gerçekten de çok silik de olsa böyle bir seyi daha önce duydugumu hatirliyorum. Iyi vatandasim ya; "Helal olsun!" deyip borcumu faiziyle birlikte vezneye yatiriyorum ve kagidimi aliyorum. Çok huzurluyum..

Araç muayene istasyonuna varinca ilk önce "Harç Makbuzu" nu aliyorum. Bu bölümü unutmamisim, aklimda. Muayeneyi yapan arkadasa rica ediyorum beni çok yormuyor. Bir "Harç Makbuzu fotokopisi" sözü duyar gibi oluyorum ama... Ruhsatimi uzatiyorum. Bakiyor. "Bu dolmus, Tasit Tescil Formu doldurmaniz gerekiyor. Surada lambalarin orda Takipçi var, o yapar" deyip bana yol gösteriyor. Çaresiz motorumu orda birakip, tarif edilen yerdeki takipçiye gidiyorum. Ücretini ödeyip belgeyle dönüyorum. Islemi sonlandirmak için imza ve tasdik bölümüne geçiyorum. Önümde uzun bir kuyruk var. Oysa saat daha yeni 09:00 olmus. Bölme camina yapisik bir kagittaki yaziyi son anda görüyorum. "Harç Makbuzu üzerine adinizi ve telefon numaranizi yaziniz". Sasiriyorum. Çünkü zaten makbuzun üzerinde ad, soyadi ve açik adres var. Komik buluyorum. Yine de ipe bagli tükenmez kalemi (iyi ki var) kullanarak istenileni yapiyorum.Artik yavas yavas bozulmaya basladigimi düsünürken, yine cama yapisik baska bir kagittaki yazi ilisiyor gözüme..."Lütfen sinirlenmeyiniz. Sakin olunuz". Tam isabet!.. Tasit Tescil Formu üzerinde islemim tamamlaniyor. Ancak bir uyari; "Bunu derhal trafik bürosuna verip, yeni ruhsati alin!"... Tamam kolay...

Ikinci gün...Trafik bürosundayim. Bankonun gerisindeki memura evraklarimi uzatiyorum.Ama ögleden sonra oldugu için alamayacagini ertesi sabah gelmem gerektigini söylüyor.Ancak evraklar kalabalik görünmedigi için olsa gerek, incelemeye bile gerek görmeden eksiklerim oldugunu hemen anlayiveriyor. Araç muayenesinden geldigimi söylüyorum. Bu açiklamam üzerine parmagiyla yan odayi gösterip oradan bos ruhsati alip, disarıda bir takipçiye doldurmam gerektigini ekliyor. O bos ruhsati 27 YTL ödeyerek aliyorum. Isin uzamasi sinirlerimi bozmaya basliyor. Hele küçücük bir kagit için o kadar para vermek bayagi canimi sikiyor. Motoruma atliyorum ve bizim Ali' ye gidiyorum. Ali arkadasim. Trafik-Is takipçisi... o beni anliyor.. Iyi ki varsin Ali'cim. Ve iyi ki ben ada çayimi yudumlarken sen sessizce evraklarimi tamamliyorsun. Gün bitiyor. Ister istemez isim ertesi güne kaliyor..

Üçüncü gün.. Erkenden trafik bürosuna gidiyorum. Bir gün önceki memura evraklarimi uzatiyorum. Ama hala bürokrasiyi ögrenememisim... Beni bilgisayara! yönlendiriyor...Yandaki siraya geçip dosyami memura uzatiyorum...Bekliyorum... Bekliyorum... Benden sonra gelen bayan bir sekilde dosyasini benden önce aliyor. Merakla masaya dogru uzaniyorum. Memur buna çok bozuluyor. Tabii uyari gecikmiyor. "Beyler kalabalik oldu. Disarıda bekleyin!..." Oysa az önce bayanin dosyasini, öne alip, hazirlarken neşeli görünüyordu. Dışarı çıkıyorum. Sabirla bekliyorum... Sira bana geliyor. Bilgisayarda işlemler tamamlanıyor. Memurun ne yaptığını, nelere baktığını anlıyamıyorum ama dosyami kaptigim gibi ilk memura kosuyorum. Nihayet dosyam incelemeye deger görülüyor... Ama o da ne? Eksigim var.... Nüfus cüzdanimin fotokopisi gerekiyormus. Gerçeği yanimda değil ki fotokopisi olsun. Memura hiç bir sey söyleyemiyorum. (Artik iyi anlasiyoruz!...) Hemen eve gidiyorum, nüfus cüzdanimi alip, sokagimizdaki fotokopicide çogalttiriyorum...

Yine memurun karsisindayim. Büyük bir dikkatle dosyami inceliyor (daha dogrusu eksik bulmaya çalisiyor). Kendimden eminim.. "Artik hiç bir eksik bulamaz!" diyorum. Ama o, sanki beni isitmiscesine, dosyami daha bir dikkatle inceliyor. Ve birden gözleri isildiyor. Eyvah yine mi eksik belge var!.. Ve evet; keskin gözleri ve dikkati sonuç veriyor. Eksik belge var!.. Çok sevinçli (ya da artık bana öyle geliyor!) Söylerken ne denli mutlu oldugunu görmeliydiniz. Sigorta poliçesinin bir fotokopisini koymamisim... Tamam onu da koyariz... Artik sinirlerim tepemde..Memurla aramda psikolojik bir savas var.. Kendimi atölyemde içecegim kahvenin kokusunu düsleyerek avutmaya çalisiyorum. O eksik belgeyi de kaymakamligin çikisindaki büfede çogaltip geliyorum. Dosyamin incelenme asamasi kalinan yerden devam ediyor. Tam: "Bir eksik daha bulsun!" diye yüksek sesle konusmaya baslamisken; "Tamam , aksama gelip ruhsatinizi alin!" diyor. Kulaklarima inanamiyorum. Küçücük bir kagit parçasini degistirmek üç günümü almistı.

Aksam ruhsatima kavusacak olmanin verdigi sevinçle okuluma dönüyorum...

20 Nisan 2005 - Izmir
Arif ziya TUNÇ

...

GÜMÜŞ KANATLAR

Mahpushane kusuyum ben
Umut tasirim,
Sevda tasirim,
Hasret tasirim
Gümüs kanatlarimla…

Bu Hayri’ dir,
Bu Ismail..
Bu Hidir…

Bu…
Bu yeni düstü mahpus damina
Ve ilk kez dün gece kazidi,
Kirli beyaz duvara ilk çentigini…
Ama nereden bilecekti ki
Ertesi sabah sislenerek ölecegini…

Mahpushane kusuyum ben
Gümüs kanatlarimla
Özgürlük tasirim….


17 Mayis 2006
Arif Ziya TUNÇ

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ

Prof. Dr. Arif Ziya TUNÇ

KİŞİSEL BİLGİLER

Adı Soyadı : Arif Ziya TUNÇ

Doğum Tarihi : 12 Haziran 1953

Doğum Yeri :
Elazığ

İş Adresi :
D.E.U, B.E.F Resim İs Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Buca-İZMİR

Telefon İş:
0232-301 24 65

Ünvan : Prof. Dr. ( Ekim-2011 )

EĞİTİM DURUMU

1970 - Gökçeada İlköğretmen Okulu mezunu

1971 - İzmir - Namık Kemal Lisesi Mezunu

1974 - Gazi Eğitim Enstitüsü (Lisans) mezunu

1985 - İzmir Türk-Amerikan Kültür Derneği mezunu

1987 - D.E.Ü Buca Eğitim Fakültesi Lisans tamamlama

1994 - D.E.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Grafik Bölümü Yüksek Lisans
"Özgün Baskıresimde Kişisel Yaratıcılık ve Biçimlendirmeler" konulu tezi ile

1997 - D.E.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Grafik Bölümü Doktora (Sanatta Yeterlik) "Düşünsel ve Toplumsal Değişim Sürecinde Türk Baskıresim Sanatı” konulu tez

ÇALIŞMA YAŞAMI

1970 - 1971 Manisa -Gördes, Köseler Köyü İlkokulu Öğretmeni

1974 - 1977 Hatay - Samandağ Ortaokulu Resim-İş Öğretmeni

1977 - 1979 Askerlik Hizmeti (Ulş. Tğm.), İzmir

1979 - 1980 İzmir -Torbalı Ayrancılar Ortaokulu)Resim - İş Öğretmeni

1980 -1990 İzmir Buca Lisesi - Resim İş Öğretmeni

1990 - 1997 İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Öğretmeni

1997 - 1998 İzmir Namık Kemal Lisesi Resim Öğretmeni

1998 - (21.1.1998) Unesco AIAP -UPSD üyeliği

1999 -  (18.11.1999) D.E.Ü Buca Eğitim Fakültesi Resim İş Eğitimi A.B.D Öğretim Görevliliğine atandı 

2000 - (14.06.2000) Yrd. Doç. oldu. 

2006 - (22 Mayıs 2006) Doçent 

2011 - ( 17 Ekim 2011 ) Prof. Dr. 

VERDİĞİ KONFERANS VE SEMİNERLER

28.2.2002 - Baskı resimlerin Tanımlanmaları ve İşaretlenmeleri - B.E.F Çok Amaçlı Salon - İzmir

03.04.2003 - Grafik Tasarım ve 3D Max Uygulamaları -B.E.F Çok Amaçlı Salon - İzmir

12.02.2004 - Baskı Resim Sanatı ve Kültürümüzdeki Yeri (Konferans)-El Mikro Cerrahi Hastanesi Toplantı Salonu-İzmir

06.04.2004 - Baskı Resimde Teknik ve Estetik Değerler Açısından Sanatçı Yaklaşımları (Konferans) - İnci Tarakçıoğlu Sanat Atölyesi - İzmir - Fotografta

1.11.2007  - Grafiksel Yaklaşımlar - EFSA Karşıyaka / İZMİR , (Turkish)

22.09.2008 -
Printmaking ESAD- Porto, PORTUGAL 

08.03.2012 - Fotografı nasıl değerlendirelim? İnci Tarakçıoğlu Atölyesi

ULUSAL HAKEMLİ DERGİLERDE YAYINLANAN MAKALELER

►”Fotoğrafı nasıl çekelim.”,19 Aralık 2016

►”Heidegger ve Fotoğrafta Değer Kavramı.”,19 Kasım 2016

►"Baskı Resim Sanatı ve Kültürümüzdeki Yeri" , Sanat Yazıları 11, Hacettepe Ü., G.S.F., s.99-107, 2004

► "Tüketici Toplumun Sanatı Popart ve Kaynakları açısından Kitle iletişim araçları ", Atatürk Üniveristesi,Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı: 8, s.113-121, 2003

► "Baskı Resmin Tanımlanması ve işaretlenmesi", Buca Eğitim Fakültesi Yayınları, 2005

► "Köy enstitülerinde sanat eğitimi ve dönemin yöneticilerinin sanata yaklaşımları" , DEÜ Buca Eğitim Fakültesi Dergisi , 2010

► "Fotografta resimsel ve grafiksel yaklaşımlar" , Sanat ve Tasarım Dergisi, Marmara Ünv. GSF, 2011

► "1980 sonrası Türkiye'de bilimsel araştırmalar ve sanatsal yaratılar ile sayısal fotoğraf arasındaki etkileşim" (Doç.Dr. Arif Ziya TUNÇ ve Dr. C.Arzu AYTEKİN), 2011

ULUSAL BİLİM ETKİNLİKLERDE SUNULAN BASILAN BİLDİRİ

■ "Modernizm ve Postmodernizm Kavramı ve Postmodern bir gezgin:Eric Fischl", Kırıkkale Üniversitesi, Fen ve Edebiyat Fakültesi, "Bir Metafor Olarak Yol ve Yolculuk" konulu sempozyum, 10.12.2004, Kırıkkale,

■ "Grafik Tasarım Eğitiminin Gerekliliği" 18 Mart Üniversitesi, Çanakkale, Eğitim Kongresi 2009

■ "Kişisel Varoluş Sorunsalı Olarak 80 Sonrası Sanat" Bilim Kongresi - Karaburun Eylül 2009

■ "Grafik tasarım dersinin kapsamı ve sanat eğitimdeki yeri" 18 Mart Üniversitesi, Çanakkale, Mayıs 2011

KİTAPLAR VE ÇEVİRİLER

► Baskıresim - Kapsamlı Materyaller & Teknikler Rehberi ( Editörlük ve Çevirmenlik) - Karakalem Kitabevi Yay.

► Baskıresim - Baskıresim Sanatı Üzerine Kısa Notlar